Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2010 Pazartesi

En Azından Buradan Bakınca Böyle Görünüyor.

Sezon başına dönelim, her şey ne kadar parlak görünüyordu değil mi. Her bölge için alternatifimiz boldu, Keita ve Elano gelmişti. Takımda zaten Baros, Kewell, Nonda, Arda gibi isimler vardı, yetmez miydi? Hücum hattımız harikaydı, Aydın, Serdar Eylik, Yaser gibi isimler vardı, hepsi de hazırlık maçlarında iyi oynuyordu. Hatta 6-0 kazandığımız Netanya maçında Aydın harika oynamıştı ve patlamayı bu sezon yapacağının sinyallerini vermişti.
O patlama hiçbir zaman olmadı. Aydın Eskişehir'e gitti. Sol bekin tek yedeği olan Volkan Yaman da Eskişehir'e gitti. Baros sakatlandı, Kewell sakatlandı, Sabri sakatlandı, Topal sakatlandı, Balta sakatlandı, Gökhan Zan zaten hiçbir zaman ayaklanamadı. Gün geldi stopersiz kaldık. Gün geldi sol bekte başka başka mevkilerden futbolcular oynadı. Ligin devre arasında Jo, Gio ve Lucas Neill geldi. Bu transferlerden sadece Lucas takıma faydalı oldu, biri gelir gelmez sakatlanıp yattı, Gio kahvehane tabiriyle fos çıktı.
Şu gün için lider olsak da takımın hali kimseye, en azından bana umut vermiyor. Bunun nedeni de sezon başında ''kadromuz çok geniş cağnım'', ''bu sene sırtımız yere gelmez'' gibi şeyler söyledikten sonra ligin ikinci yarısının hemen başında bu sezon için tüm umutlarımın tükenmiş olması.
Şöyle bir bakıyorum takıma, ilk onbir için gözümüz kapalı yazdığım üç futbolcu sakat, biri de sakatlıktan henüz döndü, takıma girebilmiş bile değil. Bu futbolcular Baros, Kewell, Sabri ve Hakan Balta. Sol bekte esas mevkisi sol açık olan bir futbolcu oynatıyoruz, işin kötü tarafı da bu futbolcunun sol açıkta çok güzel performanslar sergilemiş olması.
Yedeklerimiz iyi değil. Bu çok önemli bir nokta, es geçmemek gerekir diye düşünüyorum. Emre Güngör, Barış Özbek, Serkan Kurtuluş, ve her ne kadar bunu hiç söylemek istemesem de Uğur hiç de umut vaadeden performanslar sergilemiyor. Bu konuda Aykut ve Ayhan için özel bir parantez açmak istiyorum. Onları tenzih ediyorum.
Santrforsuz oynuyoruz. Baros sakat, Jo da gelir gelmez yatışa geçti, Yabancı kontenjanı açılsın diye Nonda'yı gönderdik. E çıkıp benim mi oynamam lazım ilerde!? Arda olmuyor işte, oranın insanı değil, daha gerilerde etkili.
Hocanın çok şuursuz hareketleri var. Stoper futbolcuyu sağ kanatta oynatıyor mesela, bir başka stoperi sağ bek görüyoruz, bir gün bakıyoruz sağ bek oyuncusu sol beke alınmış. Kanat oyuncusunu forvete koyuyor, olmuyor, beceremiyor, ısrar ediyor. Futbolu yönlendirmedeki sınırsız kabiliyetini malesef yeşil sahaya yansıtamıyor.
Sezon başındaki ruhtan eser yok. Herkesin yüzü gülüyordu sezon başında değil mi? Gol olunca 11 kişilik bir sevinç yumağı oluşuyordu. Şimdi herkesin yüzü asık. Arda'nın aklı başka yerlerde, sinema salonlarında sanırım. Keita hep asabi, bir çalım atamaz hale gelmiş. Eminön'deki çakma rolex satan zenci adamlara benziyor. Yeni transfer olanlara pas bile atmıyor bizim eskiler.
Devre arasındaki transferler yanlış. Neden yüzyıllardır maç yapmayan iki futbolcu aldığımızı, üstelik de yarım sezonluk aldığımızı anlayabilmiş değilim. Aha biri geldi üçüncü günden yattı işte, ki zaten Avrupa'da oynama gibi bi şansı yoktu, diğerinin tipi de emekleyemeyen tombul bebeklere benziyor. Bu adamları alabilmek için bir de Shabani Nonda'dan olduk üstelik.
* * *
Durum neden böyle acaba? Oturdum ve durum neden böyle acaba diye düşündüm, bir sonuca ulaştım. Şu gün Galatasaray herkes için bir sıçrama tahtası olarak görülüyor.
Bunu sadece şu kötü oynuyor, o yüzden böyle demek için söylemiyorum. İyi de oynasa bir topçu, kötü de oynasa böyle. Düşünüyorum da, Elano, Lucas Neill, Caner Erkin.. İyi oynuyorlar evet. Ama neden burada oldukları belli, piyasalarını arttırıp önümüzdeki sezonlardarda daha büyük kulüplere transfer olabilmek. Aynı şeyler Keita, Giovani Dos Santos, Jo ve başkaları için de geçerli.
Ve zincirin en büyük halkası: Rijkaard. Mesela ben dünyanın en iyi üç teknik adamından biri olarak gösterilseydim, üzülerek söylüyorum ama yeterince ekstrem bir durum olmadıkça Türkiye'ye asla gelmezdim, niye geleyim ki hem.
Ekstrem durum da ne olabilir, hala dünya futboluna bir şeyler verebileceğimi, bu işten güzel paralar kazanabileceğimi düşünüyorumdur. Ama kötü günlerimdir mesela, bana çok da büyük olmayan kulüpleren, çok da astronomik rakamları olmayan teklifler geliyordur, o zaman yabancıların çalışmak için sembolik vergiler ödediği bir ülkeye giderim. Ne güzel teklif, hem Avrupa görmüş takım, harika bir sıçrama tahtası.
Biraz düşünün size de mantıklı gelecek. Yoksa bu adamlar, Caner'i, Elano'su, Abdul Kader'i takım başarılı olsun diye oynamaz ki abi. İki sezon sonrasını düşünür.
* * *
Sonuçta hepsi sarı-kırmızı parçalı formayı terleten adamlar, hepsi bizden. Ama şöyle bir düşününce Serkan Çalık'ların, Yaser Yıldız'ların, Aydın Yılmaz, Ferhat Öztorun, Volkan Yaman'ların ve daha nicelerinin, belki mega yetenekleri olmasa da en azından şimdiklerden daha samimi top oynadıklarını görüyoruz, ben öyle görüyorum en azından, benim baktığım yerden böyle görünüyor.
Sevgiler.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Değerlendirilmeyen Yetenekler.


2000lerin ilk on yıllık dilimi de öyle böyle geldi ve geçiyor.. Bu yıllar içinde Galatasaray, biri altı haftalık geçici görevli Cevat Güler olmak üzere tam dokuz hocayla çalıştı, dört başkan gördü.
Bunları basitçe ayırayım dedim, 2000-2002 arası Lucescu dönemini ayrı tuttum, o kadroyu 90lardan saydım.
Fatih Terim-Hagi zamanları pek başarılı dönemler değildi. Terim zamanında çok topçu geldi, gitti, çok hatalar yapıldı, Galatasaray -bildiğim kadarıyla- daha önce hiç 13. olmamıştı. Hagi'nin dönemi ise daha iyiydi elbette. Concecaio gibi, Saidou gibi, Song gibi, Tomas gibi iyi hatırladığım, Necati gibi an azından iyi hatırlamak istediğim topçular o dönem geldi. Franck Ribery isminde bir futbolcu izledik, Fenerbahçe'yi 5 golle yendik, Türkiye Kupası'nı aldık.
Ardından gelen Alman Ekolü. Galatasatay'da her zaman bir Alman Ekolü vardı fakat 2005-2008 arası bu olay doruğa çıktı. Gerets'le ufaktan başladı ve Feldkamp-Skibbe yıllarında kulübün futbol kanadı iyice almanlaştı.
Bence baştan belliydi bu aşının tutmayacağı. Bu sezonlarda da şampiyonluk yaşadık ama yine de Galatasaray özlediğimiz 96-00 Galatasaray'ı olmadı hiç.
Bu yıllarda yardımcı antrenörler de Ümit Davala, Erdal Keser, Reinhard Stumpf gibi alman orjinli/ekolünü benimsemiş isimlerdi.
Bülent Hoca dönemini de buraya kattım çünkü Bülent Korkmaz'ın Michael Skibbe'den tek farkı Hasan Şaş ve Ümit Karan ısrarıydı.
Ve günümüz, Alman ekolünden Turuncu ekole, hatta özele indirgeyelim, Rijkaard felsefesine geçiş. İyi başladı. Fakat elbette uzun yıllar aynı mantaliteyle yönetilen takımın yeni düzene geçişi sancılı olacak.
* * *
Aklıma takılan isimler var bu yıllarda, gelen oynamayan, oynayıp verim alınamayan, verim alınmasına rağmen takıma ısınamayan, takıma ısınmasına rağmen gönderilen..
Muhammed Sarr'lardan, Klodian Duro'lardan Fatih Terim'in deneysel transferlerinden bahsetmek dahi istemiyorum burada, ki onlar başka yazıların konuları. (bkz: unutulan)
Feldkamp'ın da amacı belli olmayan transferleri oldu Gerets zamanında bir eski bir de yeni Okan gelmişti, şu gün yolda görsem tanımayacağım Ahmed Barusso geldi, manevi oğlusu Ismael Bouzid geldi. Carrusca geldi, iyiydi de, fakat sonra ısınamadı/sevmedi/sevilmedi, gitti. Üstüne üstlük bu takımdan Tolga Seyhan gibi bir adam ekmek yedi.
Ve de altyapıdan yetişip, sonra da kaybolup giden birçok isim var, Arda Turan-Uğur Uçar yaşlarında. Mülayim, Cafercan, Zafer gibi.
Ama bu isimlerden birine bir parantez açmak istiyorum.
Galatasaray'da Hakan Ünsal-Ergün Penbe ikilisinin misyonu tamamlandıktan sonra bir süre, Volkan Yaman'a kadar bir sol bek sıkıntısı oldu. Orhan Ak stoper bozmasıydı. Ve o günlerde Aydın Yılmaz'la beraber altyapıdan bir oyuncumuz a takıma çıktı, Ferhat Öztorun.
Ferhat sağlamdı, 17-18 yaşlarında bir futbolcu için çok güzel performanslar sergiliyordu, lakin bir maç oldu, ligin son maçlarından biri, şampiyonluk yolunda, yoldaki rakibimizle. 4-0 yenildik Fenerbahçe'ye ve Ferhat o maçta kötüydü. O denli ağır bir maçta Ferhat'ı oynatmak doğru mudur, yanlış mıdır tartışılası bir konu ama tartışılmayan bir gerçek var ki, Ferhat o maçtan sonra hızlı bir düşüşe geçti ve kayboldu. Daha sonra bir sezon kirada bir takımda oynadı, şimdi Trabzon'da.

* * *
Geçen sezon genç bir isim katıldı kadroya, gerçi çok genç değildi ama çocuk gibi suratı vardı, genç oyuncu havasındaydı hala. 1985 doğumlu Ferdi Elmas Türk futbolunda bugüne kadar rastlamadığım tarzda bir futbolcuydu. Wingerdı. Orta sahanın solunda oynamıyordu. Forvet üçlüsünün solu topçusuydu. Arda gibi düz hücum fubolcusu değil, Aydın gibi orta sahanın sağı/solu değildi. Harry Kewell'ın mevkidaşıydı. Yetenekliydi, yaratıcıydı. Kondüsyon eksikliğinin had safhada olduğu doğruydu, güçsüzdü. Ama üstüne düşülürse önemli bir futbolcu olurdu Ferdi'den. Üstelik bu sezonki 4-3-3 sisteminde, ileri üçlünün solu için biçilmiş kaftandı. Ama geçen sezon hiçbir maçta oynamadı, çoğu maçta kadroya giremedi. Böylelikle 23 yaşında bir futbolcunun bir yılı çalınmış oldu.

* * *
Tamamen kaybolmamış ama kaybedilme yolunda olan futbolcular da var, gözümüzün önünde.
Geçen sezon başında Alparslan Erdem ve Serkan Kurtuluş takıma katıldı. Performansları hiçbir zaman çok kişinin beklediği düzeyde olmadı ama bu düşük performanslar da maç eksiğinden kaynaklanıyordu. Önünde Hakan Balta ve Volkan Yaman olan Alparslan forma şansı bulamadı, Serkan ise geçen sezon boyu sorun yaşanan sağ bekte hiç düşünülmedi. Sabri'nin sakatlığında sağ bekte oynayan Linderoth da, Hasan Şaş da, Barış da uzun süreli sakatlıklar yaşadı. Ama Serkan hiç düşünmedi Skibbe amcam. Bu sezon da, ikisi de kadroya giremiyor yine. Volkan Yaman gönderildi, Alparslan 18'e giremiyor. Caner Erkin'in ilk onbirde oynadığı Galatasaray'da Volkan Yaman'ın takımdan gönderilmesi Alparslan Erdem'in 18e girememesi çok ilginç.

* * *
Ve son kaybedilme yolunda olan yetenekli gencimiz, Serdar Eylik. Ferdi gibi, left winger oynayan Serdar, Tobol maçından sonra kadroya giremedi. Üstelik görünüşe göre kondüsyon eksikliği de yoktu. Genç, yetenekli, zeki, yaratıcı ve güçlü bir futbolcunun kadroya girememesi de çok ilginç. İzlediğim Serdar'da büyük topçu olmak için gerekli her şey vardı.

3 Temmuz 2009 Cuma

Keita Ve 'Yeni Galatasaray'.

Galatasaray'da Adnan Polat, Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel'le yeni bir dönem başladı. Belki sportif açıdan o beklediğimiz büyük patlama yaşanmadı, belki Şampiyonlar Ligi'ne gidilemedi, ama önemli değişiklikler göze çarptı.
Yeni yönetimle üstümüzdeki ölü toprağı atıldı.
Artık transferler daha büyük isimli, ama bazı 'diğer' büyük isimli transferler gibi isimden ibaret değil, dolu.
Artık transferler daha nokta atışı düzeyde.
Artık transferler daha gizli kapaklı.
Herhalde Haldun Üstünel medyaya birkaç yem atıyor, bunları alabiliriz tetike olun diyor, sonra da kendi alacağı futbolcuyla rahatça ilgilenebiliyor.
Adamın aldığı en 'zararlı' futbolcu Lincoln, ki Lincoln de bir buçuk sene takıma aslanlar gibi katkı sağlamış bir insan.
Kader Keita'nın gelmesi neden nokta atışı..
Bu vasıfta bir futbolcunun takıma kazandırılması, artık eski sistemlerden, amc diye tabir edilen mevkiden arınıldığını gösterir, modern futbolun gereksinimlerine uyulduğunu gösterir, en sevdiğim futbolcu bir attacking midfield center olan Hagi bile olsa, durum böyle.
Galatasaray bundan sonra 'Avrupalı' gibi hareket edecek, öyle konuşacak, öyle oynayacak.
Rijkaard'ın önderliğinde özlediği başarılara tekrar kavuşacak.
 
Winger Back Blog! - Geyik Yapabilen Antiholiganist Futbol Blogu. - 2009 - 2013. | Bütün Haklarını Sami Yen'e Gömdüm.