28 Mart 2010 Pazar

Galatasaray-0-1-Fenerbahçe.


Tarihe not: Galatasatay'ın 2009-2010 sezonunda ligden koptuğu, 2010-2011 sezonu Uefa Avrupa Ligi'ne gidebilme hesaplarının başladığı maç oldu.

27 Mart 2010 Cumartesi

Büyük Maç Yarın.


Yarın akşam derbi var ama Galatasaray tamamen kongreye kanalize olmuş durumda. Sanki yarın Mlada Boleslav'la baraj maçına çıkacak gibiyiz.
Belki bu durum bir stratejinin parçası olabilir. Taraftarın ilgisini biraz daha zayıf tutarak maç esnasında oluşacak gerginlik bir nebze olsun azaltılmak isteniyor olabilir. Ya takıma maç önemli değil, yenilseniz de sizleyiz ne de olsa mesajı olabilir.
Görsele gelelim, geçen sezon Sami Yen'de oynanan derbiden. Son dakikalarda ceza sahamız içinde kavgalar dönüyor, Roberto Carlos ve Lincoln olayları santra yuvarlağından kol kola izliyorlar. Bu kareyi ilk gördüğümde epey sinirim bozulmuştu, ikisine de öfkem belirmişti, ki zaten ikisini de sevmem pek.
Ama sonra düşündüm ki, bu bir maç sonuç olarak. Bak iki takımdan da en çok para kazanan adamların hiçbir şey umrunda değil.
Şimdi Carlos da Lincoln de Türkiye'de değil, Hakan Balta da Semih de takımlarının taraftarlarınca sevilen futbolcular.
Ben burdan iki takım taraftarlarını da sükunete davet ediyorum, Özhan Canaydın'ın anısına centilmen olalım bu maçta.

23 Mart 2010 Salı

Kalbimizdesin Özhan Başkan.


Unutulmayacaksın.

21 Mart 2010 Pazar

Trabzon-1-0-Galatasaray.


Galatasaray bu defa kefeni yırtamadı. Bize maçları kazandıran o Galatasaray Ruhu bugün uzaklardaydı.
Herkes hakkında uzun uzun yazacak şeyler var elbette. Ama bazı şeyler gittikten sonra bu detayların bir önemi kalmıyor malesef. Mustafa Sarp kötü oynamış, Caner hala sol bek değilmiş, Keita iki kişinin markajı altında kalınca doğal olarak etkisiz kalmış, Barış zaten futbolcu değilmiş, ne önemi var ki. Bugün Avni Aker'de Galatasaray 2009-2010 şampiyonluğundan oldu.
Hakem yüzünden oldu bunlar demek çok yanlış ve ağır olur elbette. Ki zaten işi götürecek takım hakemi de yener, şampiyon olur. Ama bugün gördük ki hakem çok ilginç kararlara imza attı. Caner'in golünü vermedi vs. değil benim dediğim, maçın ilk yirmi dakikasında belliydi bu maçı bizim lehimize bitirmeyeceği.
Sezon başında hem iyi top oynayan hem de üç kulvarda da iddialı bir Galatasaray vardı. Şimdi hala iyi oyun var, ama üç kulvarda birden havlu atmış durumdayız. Yarın Bursa Denizli'yi yenecek, haftaya Fenerbahçe bizi yenecek, puan farkı sekize yükselecek ve biz her sezon olduğu gibi Uefa Kupası'na gitme planları yapacağız. Böyle bir görüntü var. Ama yine de -iyi niyet bende kalsın- futbolda her zaman mucizelere yer vardır.
Son olarak şunu demek istiyorum; Frenk amca, tamam takım iyi futbol oynuyor da, şu takımda neden Emre Çolak oynamaz? Arda yok işte, Arda'nın yerini nasıl Barış'la falan doldurmaya çalışırsın? Çek işte Elano'yu asıl başarılı olduğu orta çizgiye, koy ileri Emre'yi bak bakalım neler oluyor bu takımda.
Şu takıma bak, Barış, Mustafa Sarp falan hala burdan ekmek yiyor. Barış 234234234. kez futbolcu olmadığını gözümüze soktu ama Galatasaray bunu görmemekte ısrarlı. Mustafa ise mücadele falan etmeye çalışıyor ama ne top ayağına yakışıyor, ne de Galatasaray forması üstüne.
Peşin edit: Emre Güngör'e laf atmaya kalkan bizden değildir. Her futbolcu hata yapar, stoperin farkı ise hata yaparsa gole mal olur. Maç boyunca Servet nerde Servet nerde diye inleyenler acaba Emre'nin çıkardığı o kadar topun Servet olsaydı çıkmayacağını biliyor muydu?

14 Mart 2010 Pazar

Galatasaray-3-0-Ankaragücü.

Çok enteresan bir maç değildi bu bence. Galatasaray yapması gerektiği gibi, çıktı oynadı ve üç puanı üç golle aldı. Keita başta olmak üzere, Jo, Elano, Neill gibi isimler başarılıydı. Baros aylar sonra kramponu giydi ve golünü yazdı scoreboarda. Mustafa Sarp epey etkisiz göründü, gerçi kendisine pek iş düşmedi. Haftalarca beklediğimiz Sabri yine hatalarla oynadı. Ama Sabri hırslı ve yetenekli bir futbolcu, hatalarını telafi ediyor. Bu maça da kaptan çıktı.
Bu maçla ilgili parantezlerim Caner, Barış ve Ayhan'la ilgili. Ayhan'ı biliyoruz, pasları isabetli olur genelde, ayağında da topu tutmayı bilir. Ama pas atması gereken zamanlarda pas atmıyor, attığı paslar çok yersiz oluyor. Geçen sezonun Hasan Şaş'ı değil belki ama iyi değil. Barış genelde mücadelesi ile ön plana çıkardı şimdiye kadar ama pek mücadele ettiğini görmüyoruz.
Caner.. Caner hala sol bek değil. Ben o kadar maça sol bek çıksaydım sol bek olurdum artık. Artık Caner sol açıkta oynasın. Sol bek için alternatifimse hala Ayhan.
Sevgiler.

8 Mart 2010 Pazartesi

2 El 2 Gol: Eskişehir-2-1-Galatasaray.


Geçen hafta harika bir Galatasaray vardı sahada. Bugün ise birbirinden kopuk on bir adam vardı. Rezil bir Ayhan, tüm iyi niyetine rağmen kötü bir Mehmet, etkisiz bir Keita, hantal bir Arda. Bunun yanında başta Caner ve Jo olmak üzere çalışan, en azından çalışmaya çalışan birkaç adam vardı. Ne bir organize atağımız olabildi, ne de ikinci yarının başına kadar net bir gol pozisyonumuz.
Derken Koray Aslan'ın sol eli devreye giriyor ve skor 1-0 oluyor. Evet savunma hatalı. Savunmanın hatalı olması Koray'ın elini ve Bülent Yıldırım'ın hatasını legal kılmaz.
Daha sonra aynı Koray her itiş-kakışta, her hakeme itirazda sahnede. Oynatmamaya oynuyor. Eskişehir'in düzgün futbol anlayışına gölge düşürüyor.
Hakemler hakkında konuşmayı sevmem, konuşanı da sevmem genelde ama Koray'ın iki pozisyondaki iki eli görülmeyecek cinsten değildi. Bülent Yıldırım gerçekten rezil bir performans sergiledi. Hatalı kararlarının büyük çoğunluğu Galatasatay alehineydi.
Sabri'nin oyuna katkısı olumsuz yöndeydi. O kadar bekledik seni Sabri, o kadar çok hata yapıyorsun ki insan, ''E niye oynatmıyosun ki Uğur'u o zaman'' diyor.
Ama ters kanatta Caner güzel bir maç çıkardı.
Arda şaşırtıcı bir biçimde çöküyor. Sergen'in kötü zamanları gibi. Ama Sergen'in kötü zamanları 29'undan sonraydı. Sanırım Sinem Kobal Arda'ya yaramıyor.
Bir diğer kötü performans da Ayhan'dan geldi. Son iki sezondur futbolunda büyük yükseliş vardı Ayhan'ın ama eski kazma günlerine dönmüş gibi.
Keita yokları oynadı. Volkan Yaman onu etkili biçimde marke etti. Gereksiz uzun süre aldı, değişikliği geç oldu.
Jo iyi bir görüntü çiziyor ama o şutlar nasıl şutlar öyle? İlginç, çok ilginç.
* * *
Şaka maka yine Eskişehir bizi salladı. Eskişehirspor takımını ve teknik heyetini tebrik ediyorum. Ama tebrik ederken de bazı ultra çirkef futbolcuları ve taraftarları tenzih ediyorum. Onlar takdire şayan insanlar değil.
Neyse ki geçtiğimiz haftalarda Fener iyi puanları kaybetti, biraz puan farkı vardı, yine cepten yiyoruz yani. Neyse önümüzdeki maçlara bakalım, sevgiler.

Edit: Eskişehir tribünlerini övmüştük burda ama maça giden Galatasaraylılar öyle demiyor. Hatta böyle diyorlar tam olarak.

28 Şubat 2010 Pazar

Bir İhtimal Daha Var O Da Şampiyonluk Mu Dersin: Galatasaray-4-1-Kasımpaşa.

Evet uzun bir zaman sonra harika bir Galatasaray sahadaydı. Öncelikle Sabri'nin dönüşü harika oldu. Uğur kötü olduğundan değil, ki Sabri Uğur'dan daha çok kademe hatası yapan bir bek ama Sabri'nin oyuna katkısı üst düzeyde. Bir de Keita'nın arkasında Sabri olunca daha etkili olabiliyor. Uğur'la sürekli bir kapışma halindelerdi.
Maçtaki bir güzel görüntü Gio'ydu. Adeta Galatasaray'daki ilk maçıydı Gio'nun, harikaydı. Oyunu ileri taşıdı maç boyunca. İlk defa bu maçta orta yaptığını gördüm diyecektim ki gayet güzel bir pasla asist bile yapmış oldu. Gol de atsaydı kabuğunu tamamen kırmış olurdu bence.
Bir yanlış Caner. Arda'nın santrfora oturamadığı gibi o da sol bekte oturamıyor. Hatalar yapıyor ama iyi niyetli en azından. Ama sol bekin futbolcusu değil. Ben sezon boyunca Rijkaard'ın sol bekte Ayhan'ı denemesini bekledim ama bu gerçekleşmedi. Ayhan defansif özelliği yüksek bir futbolcu ve sol kanatta oynamışlığı da var uzun bir zaman. Üstesinden gelebilir diye düşünüyorum. Hakan sakat mıydı bilmiyorum ama sakat değilse eğer Caner'in onbirde oynamasının psikolojik bir boyutu olabilir. İki Atletico maçında sorunlar yaşayan Caner'in bu maçta yedek soyunması takımdan kesilmiş olması gibi bir görüntü yaratabilir, kendisini demoralize edebilirdi. Tüm bu etkenlerle sol bekteki tercih Caner oldu.
Rijkaard'ın uzun zaman sonra görebildiği bir şey de Sarp-Topal ikilisinin -özellikle iç saha maçlarında- yanlış olması oldu. Benzer nitelikteki bu iki futbolcuyu yan yana oynatınca oyunu ileri taşımak zor oluyor. Bence orta saha ikili Topal-Elano şeklinde olmalı. Elano yokken de işte Ayhan ya da Barış mantıklı olacaktır. Bu nedenlerle desteklediğim bir hamle Mustafa Sarp'ın kulübeye çekilmesi.
Göründüğü gibi Arda santrfordan kanatlara ya da ortaya çekilince harika oluyor. Bu açıdan Jo'nun takıma girebilmiş olması çok güzel. Üstelik formda bir Jo, zaman zaman Milan Baros'u bile kesebilecek bir görüntü çiziyor.
* * *
Kapalı'da açılan harika bir pankart vardı, ''Bir İhtimal Daha Var O Da Şampiyonluk Mu Dersin?'' Bekleyelim ve görelim, daha takııma Kewell, Baros ve Hakan Balta dönecek. Bekleyelim ve görelim. Sevgiler.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Avrupa Olmadı Çünkü..

Bu sezon taraftarın genel olarak Avrupa için bir beklentisi yoktu sanırım. Ama açık söyleyeyim benim vardı. Neden vardı, cevabı çok basit, Avrupa'da oynayabilecek bir kadro ve Avrupa'da oynatabilecek bir teknik heyet. Ama bir başarı yakalamak için, örnekse çeyrek final, yarı final oynamak için -ki bunları başarıdan sayıyorsak- taraftarın değil yönetimin bir beklentisi olması gerek. Bu sezon Avrupa'dan erken elenmemizin, bu başarısızlığın nedeni yönetimin vizyonsuzluğudur.
Avrupa deneyimi olan futbolcular sakatlanabilir, çeşitli şanssızlıklar, hakem hataları olabilir. Bunlar futbolun doğasında var. Ama bizim masadan bir şeyler almamız için önce ortaya bir şeyler koymamız gerek. Hedefi sadece iç kulvarda görürsek dışarda başarı ihtimalimizi sıfırlarız.
Sezon başı hücum hattı transferlerine bakıyoruz, Keita, Elano, Caner. Elde Kewell, Baros, Arda, Nonda gibi futbolcularımız var. Teknik heyette Rijkaard ve Neeskens. Hani tamam diyoruz, Avrupa'da başarılı olmak için hazırlanmış bir kadro.
Ama devre arasında bakıyoruz ki kazın ayağı öyle değil. Santrfor oynayabilitesi olan ve Avrupa deneyimi en yüksek iki futbolcumuzun sakat olduğu günlerde Jo ve Gio takıma katılıyor. Gio'ya kontenjanda yer açılabilsin diye eldeki tek santrfor olan Nonda gönderiliyor, Jo'nun Avrupa maçlarına çıkma şansı yok.
Bu fubolcular maksimum performans sergilemek zorunda. Ama Gio kötü, elde patlıyor, Jo gelir gelmez sakatlanıyor. Sezon başında harika, müthiş olan hücum hattı ligin ikinci devresinin hemen başında sakata geliyor. Eldeki tüm hücum futbolcuları altın değerinde. Böyle bir ortamda Aydın Yılmaz Eskişehir'e gönderiliyor. Sezon başında hücum hattı alternatiflerine bakalım; Baros, Nonda, Kewell, Arda, Keita, Elano, Caner, Aydın, Serdar Eylik, Emre Çolak. İkinci devrenin başında bakıyoruz, Baros, Kewell sakat, Elano geri çekilmiş -ki bu başarılı bir hamle-, Keita formsuz, Aydın kiraya verilmiş, Serdar kayıp. Jo ve Gio takıma katılmış, Jo ligde oynayabiliyor, Gio rakip takımlara kolaylık olsun diye transfer edilmiş.
Atletico Madrid maçındaki ilerdeki üçlü Caner-Arda-Keita.
Sezon başında o parıl parıl parlayan Galatasaray'ın Hücum Hattı bir tane santrfor çıkaramamış. Çünkü dar vizyonla yapılan transferler var. Arda Turan'ı santrforda oynatmaya çalışıyorlar. Eğer sen bu turu geçmek istiyorsan, Galatasaray'ın yedek kalecisini ileri koyarsın ama Arda'yı yerinde oynatırsın. A2 takımının santrforunu alırsın, Serdar Eylik'i oynatırsın, Servet'i oynatırsın.
Kimse Galatasaray yönetimi bu sene Avrupa'da başarı istiyordu diyemez. Taraftardaki vizyon eğer yönetimde olsaydı şu an her şey başka olurdu.
Yine biz karşılıksız seviyoruz da, şu adamlar da bizim gibi olsa keşke. Keşke..

Endüstri Olarak Futbol.

Futbol sahasında kimsenin yaşı yokur. A takım formasını ilk defa giyen futbolcu stoperi çalımlar, vurur golünü atar. Golü atan 17, stoper 35 yaşındadır. Ama ikisi o sahada her şeyiyle eşittir.
Perşembe gecesi kırmızı kartı görüp, o montu sırtına geçirip üzgün gözlerle maçı izleyen bir çocuk vardı. Gençliğinin getirdiği hırsa yenik düşmüştü Caner Erkin. İyi oynadığı maçta takımını on kişi bırakmıştı, suçluydu.
Ama kapitalist dünyanın endüsriyel futbolunda hafifletici sebepler yok. Sen faul yaptıysan, hakem de çaldıysa atılırsın. Bu kadar basit.

26 Şubat 2010 Cuma

ŞEREFSİZ İTALYAN BİR YERİNE KINA YAK

Madrid iyi bir takım. Çok da kaliteli futbolcuları var. Kesinlikle hakeme ihtiyaçları yok. Sahada öyle bir İtalyan hakem vardı ki Madridliler’in sanki 12. adamı gibiydi. İyi-kötü, sevabıyla günahıyla Galatasaray 1-1’lik skoru 79. dakikaya kadar taşıdı. Caner rakip 18 içinde Perea geçti, Perea da topu eliyle Caner vurmasın diye tokatladı. Bu pozisyon dünyanın her tarafında penaltı ile cezalandırılır. Ama dün gece olduğu gibi malın biri çıkar ‘devam’ der. Hakemlerin ne kadar kötü olduğu bu sene Seria A'da kaç maç yönettiğinden anlaşılıyor

Penaltı noktasını gösterse Galatasaray, Atletico Madrid’i eleyecekti. Şimdi tam tersi oldu. Ziraat Türkiye Kupası’nda olduğu gibi UEFA Avrupa Ligi’nden de Galatasaray elendi. Burada Caner Abi'ye iki sözüm var; rakip ikinci yarı oyunu senin sahanda oynuyor. Arda’nın gayretiyle takımın az da olsa hücuma çıkıyor. Peki Caner abi kendini oyundan attırmak için senin agresifliğine ne demek lazım? Galatasaray’ın UEfA Avrupa Ligi’nde yoluna devam etmesini gönül isterdi. Ama zor.

Kewell, Sabri ve Baros’un sakat oluşu, bir de buna dün gece sakatlanan Elano’yu da eklersek; bu futbolcular olmayınca Galatasaray’ın oyunu keyif vermiyor. Sahadaki futbolcular hepsi güçleri yettiği kadar mücadele ediyor. Bilhassa ilk yarı Arda ve Caner girdikleri pozisyonlarda gol vuruşu yapabilselerdi yine de Galatasaray turu geçebilirdi. Atletico’nun direkten dönen bir topu ve Leo Franco’nun kurtardığı pozisyonlar da var. Ama sahadaki mücadele eden 22 futbolcuya baktığımız zaman Atletico Madrid daha ağır basıyor. Sonuçta fazla da üzülmemek lazım. Madrid iyi bir takım. Kupanın adaylarından. Sağlık olsun.

* * *
Orhun'a bu yazısı için teşekkürlerimi sunuyorum :)

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray-1-2-Atletico Madrid.


87. dakikası 88'e on dakikada bağlanan bu lanet maçtan aklımda sadece sarı kartı olmasına rağmen rakibe arkadan hoyratça bir müdehalede bulunan Caner ve ceza sahasının ağzında yürüyen rakibine basmayan Mustafa Sarp kaldı.. İyi gidiyorduk aslında, umut vardı. Ama iki sezondur böyle oluyor, saçma sapan işlerle eleniyoruz Avrupa'dan.
Kupadan elendik, şimdi Avrupa'dan da elenince benim yazacak maç sayım azaldı tabi, her kulvarda havlu atıyoruz amına koyim arkadaş.

23 Şubat 2010 Salı

BİRİ BANA ANLATSIN 2

Frank Rijkaard'a inananlar, destekleyenler ve yapılacak orta vadede, uzun vadede Rijkaard ve Neeskens ikilisinin olmasından yana el kaldıranlardanım.

Ancak Rijkaard'a inanmam,bağlılığı da beraberinde getirmiyor,Destekler ve inanırken eleştirebilmek, sorgulayabilmek kazanımların 'etkin' bir şekile kullanılması açısından da büyük bir önem taşıyor aslında.

Her bireyin, her olaya bakış açısı gibi futbola olan bakış açısı da farklıdır. Kimi eleştirmek için eleştirir, kime destek vermek, kimi ironileştirmek, kimi de eleştirirken güç vermek için...

Mesala benim için futbol, Galatasaray'ın Beşiktaş ya da Atletico Madrid karşısında aldığı sonuçlardan ibaret değildir, benim için futbol Antalya'da, Kayseri'de kurtarıcı olarak sarıldığınız Emre Çolak'ın en fazla ihtiyaç duyabileceğiniz Beşiktaş maçında neden ilk 18 kişilik kadroda bile olmadığını sorgulamaktır.

Ya da Frank Rijkaard'ın koca Galatasaray altyapısından bir santrfor çıkaramaması,en azından Florya'da antremanlarda denememesi, Rijkaard'ın kendini unutup, Türkiye'de başkalaşmasıdır. Ya da sizi dört sezon önce Konyaspor'a, iki sezon önce de Trabzon maçında attığı golle şampiyon yapan Aydın Yılmaz ve Serkan Çalık'ın takımdan gönderilmesidir. Her sorumda, biraz neden var. Ancak hiçbir neden, beni istediğim sonuca ulaştırmıyor ve plansız, programsız yapıyı karşıma koyuyor.

Galatasaray altyapısı sadece Türkiye'nin de değil belki de Avrupa'nın en büyük fabrikalarından biri. Üretiyor, deniyor, kullanmaya çalışıyor ve kiralıyor, satıyor. Türkiye'de oynanan profesyonel liglerin, hemen hemen tümünde Florya patentli bir futbolcu vardır. Galatasaray zorunda olmadığı halde takımların büyük bir kısmının futbolcu ihtiyacını karşılar.

Her sene Galatasaray'dan birçok futbolcu, Anadolu'nun ücra köşelerine gider, gelir, futbol mücadelesi verir. Aslında bir anlamda yaşam mücadelesi. Galatasaray, Anadolu'nun yararlandığı kadar genç oyuncularından yararlanamaz. Altyapıdaki başarı, üstyapıya gündelik projeler, başarılar, kazançlar için taşınamaz. Korkulur...

21 Şubat 2010 Pazar

Beşiktaş-1-1-Galatasaray.

Tamam şöyle bir baktığımızda bu maçta futbolumuz açısından kötü bir görüntü yoktu. Keita, Arda, Elano, Neill topu tutarak oyuna hakim olmamızı sağladılar. Beklerde yine sorun yaşadık. Hakan hala hazır gibi değil, eski performansına yetişmedi, Uğur da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor ama olmayınca olmuyor.
Her zaman herkes ''Derbilerde farklı bir motivasyon olur'' der. Klişedir bu. Ama doğrudur. Dün sahada uzun zamandan sonra orta sahada paslaşan, top rakipteyken ısrarla basan, kazanmak için savaşan bir Galatasaray vardı. Perşembe günü Atletico maçında böyle değildi mesela, derbinin motivasyonu burada kendini gösteriyor.
Ayrıca Rijkaard'ın ortada Barış solda Caner tercihlerini destekliyorum. Bu maç Mustafa Sarp'tan ziyade Barış'ın maçıydı. Soldaki Gio içinse hiçbir şey demek istemiyorum, zaten çok şey dedim, adamın Galatasaray forması altında ortası yok, umarım zamanla düzelir.
Derbilerin kaderini daha çok yerli futbolcular belirler. O motivasyonu daha iyi yaşarlar çünkü. Hatırlatyın Kadıköy deplasmanından son puanımızı on bir tane yerli futbolcuyla başladığımız maçta almıştık.
Servet'in neden kesildiğini anlamak güç değil. Emre Güngör yıllardır takımdan kopuktu, şanssızlıklıklar, sakatlıklar, önündeki Servet ve Emre Aşık vs. futbolu unutmuştu adeta, Rijkaard geldi ve takıma tekrardan entegre oldu. İyi de oynuyor, hırslı da, Emre Güngör'ün güzel bir hamle olduğunu düşünüyorum, oraya bir transfer yapmak yerine eldeki kaynakları iyi bir şekilde değerlendiriyoruz. Ama Gökhan Zan'ın tekrar ayağa kalkıp bu takıma döneceğini düşünmüyorum.
Zorunlu değişikliğimiz büyük bir şanssızlıktı. Hem Arda'dan olduk hem de oyuna giren Gio kötüydü. Diğer değişiklikleri de anlayamadım açıkçası, Mustafa Sarp'ın yapacağı tek iş ortada basmaktı ama Elano zaten Mustafa'nın yapacağı işi yapıyordu. Üstelik pas trafiğini yönlendiriyordu, topu ileri taşıyordu, bunun gibi güzel katkıları vardı. Caner-Jo değişikliği ise olumlu bir değişiklikti gözümde.
Biz kötü oynamadık ama Beşiktaş da iyiydi. Çok pozisyonda beni korkuttu. Franco'nun çıkardığı top neydi abi öyle, Tanrı'nın avucu.
Beşiktaş'ın golü olabildiğine saçmasapandı, sanırım orda bir haftadır bahsedilen ''Aklın Atletico maçında olması'' durumu vardı. Ama haksız bir olduğunu düşünmüyorum, Beşiktaş yükleniyordu, çizgiden çıkan, direğe çarpan topları vardı. Sezar'ın hakkı Sezar'a.
Çarşı grubu legalize edilmiş bir suç örgütüdür. Kimsenin Çarşı için savunacak bir şeyi olamaz. Maçı izlediğim mekan üçe bölünmüştü mesela, Galatasaraylılar-Beşiktaşlılar-Çarşı.
Keita'nın İbrahim Üzülmez'e bir hareketi varmış sanırım, ben onu görmedim ama belki doğrudur, olabilir. Fakat maçın geneline baktığımızda Beşiktaşlıların da bize olmayacak hareketleri oldu, verilmeyen penaltımız, çıkmayan kartlar vardı. Beşiktaş'ın hakeme yaslanması çok yalnış.
Maçtan sonra liderliğin elden gittiğini düşündüm ama belki de bugün ilk defa son dakikalar Fenerbahçe'nin rakibinden, bizden yana oldu. Bursa son dakikalarda bulduğu iki golle Fener'i mağlup etti ve biz koltuğumuzu perçinlemiş olduk, arada iki fark kaldı, o farkla çok iyi oldu yani.
Artık önümüzde zor bir Atletico maçı var. Ona konsantre olmamız gerek. Ama ben diyorum ki biz avantajımızı devam ettirip bu turu geçersek, o güvenle ve iyileşen sakatlarımızla bu sezon bu Avrupa'da ilerleriz.

Önümüzdeki maçlara bakıcaz, sevgiler.
Not: Onbir dizilişinde Leo Franco eksik olmuş, şimdi düzeltip öyle koyucam. Onun altında bir mesaj yok, sadece unutmuşum.

19 Şubat 2010 Cuma

Acılara Tutunmak: Atletico Madrid-1-1-Galatasaray.


  • Bu maç skor dışında hiçbir şeyin pek Galatasaray adına iyi gitmediği bir maçtı.
  • Koca takımda maç boyunca iyi oynayan sadece Neill vardı. O da sürekli olarak riske girdi, yüreğimizi ağzımıza getirdi.
  • Hakan kimi zaman hatalar yapsa da sakatlığının ardından solda yine sağlam bir görüntü çizdi.
  • Keita ilk yarıda çok kötüydü. Bütün topları yedi. İkinci yarıda biraz toparlanır gibi oldu, golünü de attı ama alıştığımız Keita değil asla.
  • Caner-Gio değişikliği akıl almaz bir değişiklikti. İyi oynuyordu Caner, doksan dakikayı çıkarabilirdi ama daha erken bölümlerde Caner'i oyundan almak bir intihar olabilirdi. Gio yine vasatı aşamadı. Kendisi kanat oyuncusu ama ben Galatasaray forması altında isabetli bir ortasını hatırlamıyorum.
  • Mustafa Sarp çok başarısızdı. Onun yerine Barış ya da Ayhan'la başlanması yerinde olabilirdi.
  • Mehmet ise Galatasaray'ın etkili isimlerinden biriydi. Atakları iyi kesti. Stoperlerin oyundan düştüğü pozisyonlarda Mehmet vardı.
  • Arda ölüyor.. Santrforda olmuyor, olmuyor.. Stoperlerin arasına gömülmüş Arda bir hiç. Zaman zaman kanatlara indiğinde oyuna hareket getiriyor. Ama ilerde etkisiz.
  • Franco yediği gol dışında gayet iyi bir performans gösterdi ama gol akla zarardı. Kapattığı köşeden yedi.
  • Yediğimiz gol zaten olmayacak bir pozisyondu. Boş top, auta gidiyor, Caner adama biniyor, faul! E ne gerek var duran top vermeye be Caner.

1-1 bizim için gayet avantajı bir skor oldu kanısındayım. Yazıyı bir Mustafa Denizli vecizesiyle noktalamak istiyorum: ''Biz bu takıma Sami Yen'de beş atar, turu geçeriz.''

15 Şubat 2010 Pazartesi

En Azından Buradan Bakınca Böyle Görünüyor.

Sezon başına dönelim, her şey ne kadar parlak görünüyordu değil mi. Her bölge için alternatifimiz boldu, Keita ve Elano gelmişti. Takımda zaten Baros, Kewell, Nonda, Arda gibi isimler vardı, yetmez miydi? Hücum hattımız harikaydı, Aydın, Serdar Eylik, Yaser gibi isimler vardı, hepsi de hazırlık maçlarında iyi oynuyordu. Hatta 6-0 kazandığımız Netanya maçında Aydın harika oynamıştı ve patlamayı bu sezon yapacağının sinyallerini vermişti.
O patlama hiçbir zaman olmadı. Aydın Eskişehir'e gitti. Sol bekin tek yedeği olan Volkan Yaman da Eskişehir'e gitti. Baros sakatlandı, Kewell sakatlandı, Sabri sakatlandı, Topal sakatlandı, Balta sakatlandı, Gökhan Zan zaten hiçbir zaman ayaklanamadı. Gün geldi stopersiz kaldık. Gün geldi sol bekte başka başka mevkilerden futbolcular oynadı. Ligin devre arasında Jo, Gio ve Lucas Neill geldi. Bu transferlerden sadece Lucas takıma faydalı oldu, biri gelir gelmez sakatlanıp yattı, Gio kahvehane tabiriyle fos çıktı.
Şu gün için lider olsak da takımın hali kimseye, en azından bana umut vermiyor. Bunun nedeni de sezon başında ''kadromuz çok geniş cağnım'', ''bu sene sırtımız yere gelmez'' gibi şeyler söyledikten sonra ligin ikinci yarısının hemen başında bu sezon için tüm umutlarımın tükenmiş olması.
Şöyle bir bakıyorum takıma, ilk onbir için gözümüz kapalı yazdığım üç futbolcu sakat, biri de sakatlıktan henüz döndü, takıma girebilmiş bile değil. Bu futbolcular Baros, Kewell, Sabri ve Hakan Balta. Sol bekte esas mevkisi sol açık olan bir futbolcu oynatıyoruz, işin kötü tarafı da bu futbolcunun sol açıkta çok güzel performanslar sergilemiş olması.
Yedeklerimiz iyi değil. Bu çok önemli bir nokta, es geçmemek gerekir diye düşünüyorum. Emre Güngör, Barış Özbek, Serkan Kurtuluş, ve her ne kadar bunu hiç söylemek istemesem de Uğur hiç de umut vaadeden performanslar sergilemiyor. Bu konuda Aykut ve Ayhan için özel bir parantez açmak istiyorum. Onları tenzih ediyorum.
Santrforsuz oynuyoruz. Baros sakat, Jo da gelir gelmez yatışa geçti, Yabancı kontenjanı açılsın diye Nonda'yı gönderdik. E çıkıp benim mi oynamam lazım ilerde!? Arda olmuyor işte, oranın insanı değil, daha gerilerde etkili.
Hocanın çok şuursuz hareketleri var. Stoper futbolcuyu sağ kanatta oynatıyor mesela, bir başka stoperi sağ bek görüyoruz, bir gün bakıyoruz sağ bek oyuncusu sol beke alınmış. Kanat oyuncusunu forvete koyuyor, olmuyor, beceremiyor, ısrar ediyor. Futbolu yönlendirmedeki sınırsız kabiliyetini malesef yeşil sahaya yansıtamıyor.
Sezon başındaki ruhtan eser yok. Herkesin yüzü gülüyordu sezon başında değil mi? Gol olunca 11 kişilik bir sevinç yumağı oluşuyordu. Şimdi herkesin yüzü asık. Arda'nın aklı başka yerlerde, sinema salonlarında sanırım. Keita hep asabi, bir çalım atamaz hale gelmiş. Eminön'deki çakma rolex satan zenci adamlara benziyor. Yeni transfer olanlara pas bile atmıyor bizim eskiler.
Devre arasındaki transferler yanlış. Neden yüzyıllardır maç yapmayan iki futbolcu aldığımızı, üstelik de yarım sezonluk aldığımızı anlayabilmiş değilim. Aha biri geldi üçüncü günden yattı işte, ki zaten Avrupa'da oynama gibi bi şansı yoktu, diğerinin tipi de emekleyemeyen tombul bebeklere benziyor. Bu adamları alabilmek için bir de Shabani Nonda'dan olduk üstelik.
* * *
Durum neden böyle acaba? Oturdum ve durum neden böyle acaba diye düşündüm, bir sonuca ulaştım. Şu gün Galatasaray herkes için bir sıçrama tahtası olarak görülüyor.
Bunu sadece şu kötü oynuyor, o yüzden böyle demek için söylemiyorum. İyi de oynasa bir topçu, kötü de oynasa böyle. Düşünüyorum da, Elano, Lucas Neill, Caner Erkin.. İyi oynuyorlar evet. Ama neden burada oldukları belli, piyasalarını arttırıp önümüzdeki sezonlardarda daha büyük kulüplere transfer olabilmek. Aynı şeyler Keita, Giovani Dos Santos, Jo ve başkaları için de geçerli.
Ve zincirin en büyük halkası: Rijkaard. Mesela ben dünyanın en iyi üç teknik adamından biri olarak gösterilseydim, üzülerek söylüyorum ama yeterince ekstrem bir durum olmadıkça Türkiye'ye asla gelmezdim, niye geleyim ki hem.
Ekstrem durum da ne olabilir, hala dünya futboluna bir şeyler verebileceğimi, bu işten güzel paralar kazanabileceğimi düşünüyorumdur. Ama kötü günlerimdir mesela, bana çok da büyük olmayan kulüpleren, çok da astronomik rakamları olmayan teklifler geliyordur, o zaman yabancıların çalışmak için sembolik vergiler ödediği bir ülkeye giderim. Ne güzel teklif, hem Avrupa görmüş takım, harika bir sıçrama tahtası.
Biraz düşünün size de mantıklı gelecek. Yoksa bu adamlar, Caner'i, Elano'su, Abdul Kader'i takım başarılı olsun diye oynamaz ki abi. İki sezon sonrasını düşünür.
* * *
Sonuçta hepsi sarı-kırmızı parçalı formayı terleten adamlar, hepsi bizden. Ama şöyle bir düşününce Serkan Çalık'ların, Yaser Yıldız'ların, Aydın Yılmaz, Ferhat Öztorun, Volkan Yaman'ların ve daha nicelerinin, belki mega yetenekleri olmasa da en azından şimdiklerden daha samimi top oynadıklarını görüyoruz, ben öyle görüyorum en azından, benim baktığım yerden böyle görünüyor.
Sevgiler.
 
Winger Back Blog! - Geyik Yapabilen Antiholiganist Futbol Blogu. - 2009 - 2013. | Bütün Haklarını Sami Yen'e Gömdüm.